 |
|
AKP iktidarinda Türk Dis Politikasinin Açmazlari
|
AKP iktidarinda Türk dis politikasi hiç olmadigi kadar kisiliksiz, tavizkar ve teslimiyetçi bir kimlige büründü.Günü kurtarmak adina devlet ilkelerinden büyük taviz verildi.
Bugün dis politikanin fotografini çektigimizde yalnizlastigimizi görüyoruz. Sorumluluklardan kaçinmak, suya sabuna dokunmadan tarafsiz görünmek adina taraflarin belli oldugu bir yapida kendi tarafimizda bile olamadigimizi düsünüyorum.
90 li yillarda AB üyeliginin yanisira Orta Asya devletlerinede liderlik yapabilecegi konusulan Turkiye, yanlis politikalarla kendini yalnizlastirdi ve stratejik önemini oldukça azaltti. O günün sartlarinda Rusya ile aramiz bozulmasin diye bu tarz politikalari frenleyenler hakli ciktilar mi? Orta Asyada etkinligi her geçen sene azalan Türkiye, Orta Asyada nüfüzunu yerlestirmedigi için Rusya ile arasini düzeltti mi?
Hayir, Kafkasya politikalari basta olmak üzere Rusya Türkiye’ye güvenmiyor.Gürcistan ve Azerbaycan konusunda Türkiye’yi ABD uzantisi olarak görme egilimi sürüyor.Orta Asya ülkelerinde Rusya ve
Çin etkinligi Türk etkinligini bastiriyor. Oysa Rusya ile limitsiz isbirligi imkani bulunuyor.
Peki Avrupa da basari kazanildi mi? AB ülkeleri ile Türkiye’yi içimize almayalim ama bize olan bagimliligi sürsün anlayisini sürdürüyor. Sn. Bakanimiz Danimarka’da 35 dk polis esliginde araniyor, uçaga binip dönmek aklina gelmiyor. Tavizler veriliyor ve özel statu , sinirli çalisma hakki gibi konular daha simdiden kabul edildi, Kibris konusunda ekonomik santaja maruz kaliyoruz.
ABD ve Rusya ile akilci bir stratejik birliktelikle AB alternatifi yaratabilecekken iki büyük ülke ile de tezkere,Ortadogu ve Orta Asya gibi politikalarda ters düstük.
Eninde sonunda basimiza dert olacak olusumlari seyretmek ve kirmizi çizgilerimizi pembelestirmek zorunda kaliyoruz.
Peki Ortadogu’da durum daha mi iyi oldu?
Irak'ta artan kaosu sona erdirme çabalari açisindan önemli bölgesel gelismeler yasaniyor.
Üstelik bunlar Amerika veya Avrupa eksenli de degil.Bu çabalarin basarili olmasi çok zor ancak yine de Türkiye bölgenin süper gücü olarak biçimlendirici bir rol almaliydi. Ancak öyle görünüyor ki, istedigi kadar "Bölgesel gücüm" desin, Türkiye gene disarida kalacak.
Bu hafta sonu, Tahran'daki üçlü bulusma gerçeklesirse Iran, Irak konusunun ele alindigi, ancak Türkiye'nin dahil olmadigi önemli ve yeni bir bölgesel zirveye tanik olacak. Bu ayni zamanda hem Iran'in hem de Suriye'nin bölgedeki siyasi profillerini yükseltecek.
Iran ve Suriye'yle sözde yakin iliskilerimiz var. Bunu nispet yaparcasina Washington'un gözüne sokmaktan da çekinmiyoruz. Fakat, gerçekten öyleyse, o zaman Ankara'yi da yakindan ilgilendiren Irak konusunun ele alinacagi bu toplantiya niçin davet edilmedik?
..
ABD ve AB aleyhtarligimiza yakinda Iran ve Suriye aleyhtarligi da eklenirse, ki bu geçmiste terore destek olan bu ülkelere karsi zaten vardi, kimse sasmasin. Zira "oyun disi" kaldigimizda dogal tepkimiz hep birilerine küsmek oluyor.
AKP iktidarinda Türkiye dis politikada yalnizlastirilmistir. Hiçbir komususu ile sorunlarina çözüm bulamamis ve stratejik ortakliga gidememis, kus bir ülke olarak karsimizdaki rakiplerimizin sayisini ve gücünü kendi elimizle artirmaktayiz.
Türkiye’nin yüksek ideallerine ulasmasi için stratejik dostlara ihtiyaci vardir, kendi kendini kusatmaya degil.
Not: Papanin ziyareti ve olasi etkileri
Papa 16. Benedictus'un ziyaretinin asil amaci, Patrik Bartholomeos ile bulusup Türkiye'de kendilerini tehdit altinda hissettiklerini söyleyen Hristiyan azinliklara moral vermek olabilir.
Fakat dünyanin dikkati, bu ziyaretin Hristiyan-Müslüman uzlasmasina yapacagi veya yapamayacagi katki üzerinde olacak. Bu ziyaret sayesinde dünyanin dikkati, tabii ki, ayni ölçüde Türkiye'nin üzerinde olacak. Bu konudaki olumsuz beklentiler ise su yüzüne çikti bile.
Ziyaret öncesinde "Papa suikasti" veya "Papa'nin putlugu" üzerine kitaplarin yayimlanmasi; fanatiklerin nefret sloganlariyla sokaga dökülmeleri, çok daha bilge olmasi gereken koca koca adamlarin ortaya attiklari, akla hayale sigmayan komplo teorileri gibi çirkinlikler, dogal olarak, Bati'da genis bir sekilde yankilaniyor.
Türkiye'nin geçmiste Mehmet Ali Agca olayinin olmasi bu çerçevedeki kötü beklentileri daha da besliyor. Papa ziyareti için alinacak olan olaganüstü güvenlik tedbirlerinin boyutu bile bu açidan dünyaya olumsuz bir mesaj gönderiyor.
Özetle, Türkiye potansiyel bir "tanitim felaketi" ile karsi karsiya bulunuyor. GMI adli arastirma kurumu ile ünlü siyaset bilimci Simon Anholt'un yaptiklari son arastirma da zaten, 36 ülke arasinda 35'inci sirada olan Türkiye'nin Israil'den sonra en kötü imaja sahip ülke oldugunu ortaya koymus.
Bu "potansiyel tanitim felaketi"nin farkina varan hükümet de, biraz gecikmeli olarak, durumu kurtarmaya çalisiyor.
Papanin gelisinin, kritik AB toplantilari öncesi takvime baglanmasini hayretle karsilamaktayim. Papanin Islam dinine karsi yaptigi hesapli tahrikten sonra Türkiye’de Papaya karsi bir tepki verilecegi biliniyor. Papanin bu tepkiyi çekmeyi hesaplayarak AB kamuoyunda Türkiye’nin üyeliginin önünü kesmeyi kendine bir misyon olarak seçmedigini umuyorum. Mert TOKER |
Tarih
: 27.11.2006 |
|
Tüm
Makaleler |
|
|
|
|
 |
|
|