 |
|
En kuvvetli zamanimiz bugündür.
|
Yüzyila giden "yeni Türkiye"; bir "cumhuriyet" var. Elbette tarih aniden sifirlanip sifirdan da baslamaz; öncesinden kopus bir o kadar da öncekinin sürekliligidir.
Yine de, bu "baslangiç", en çok süpheyle bakanlar dahi teslim etmeli ki, özellikle "esit ve genel egitim ile esit ve genel oy" un yolunu hemen açarak, basta o günkü kusaklar, hepimizin önünü ve gözünü de açti. Cumhuriyet; zaten, kavram ve eylem olarak esas bu.
Firsat esitliginin ana kucagi okuldur; genel ve esit oy ise, hukuk karsisinda esitligin, herkesin fiili hali bir yana, özünde esit oldugunun, öyle olmasi gerektiginin ifadesi, simgesi.
Her ikisi de; hanedanlik, kast, zümre egemenligi, imtiyazlarin ilgasinin ve olusmamasinin temel güvencesi sayilir.
"Laiklik" dahi, sadece "din ile devlet isi ayrimi" filan degil, özünde, din veya mezhep sayesinde yahut din karsisinda bir konumla; kimsenin üstünlük, zümre egemenligi, imtiyaz, tahakküm saglamamasi, insanlarin inançlari veya inançsizliklarina göre kayirmaya, ayirmaya, dislamaya tabi tutulmamasi ilkesidir.
"Cumhuriyetin özü", kim ne derse desin, "özgürlük, esitlik, kardeslik (dayanisma)" ideali ile o ufuktaki yolculuktur.
Üçünden birinin bir digerine feda edilmemesidir belki de.
O yüzden de, "Cumhuriyete ihanet"; sadece "laiklik karsitligi, bölücülük" gibi aleni meselelerde degil, o "esas" a dair de tartisilmali.
Ama asla yapilmaz. Çünkü memlekette; "Cumhuriyete ihanet" deyisini en sik kullananlarin bir kismi dahil;
Hayatta çesitli siyasi, mesleki, kamusal, bürokratik, askeri, ekonomik "imtiyaz" elde edenler;
"Firsat esitligi, kanun karsisinda esitlik, esit oyda temsil edilen siyasi esitlik" ilkelerine ragmen fiilen "zümre egemenligi" kuranlar;
Maddi gücü veya kimi statüleri "esitsiz, orantisiz" kullananlar asla o "öz" e kendi ihanetlerini konusturmak istemez.
Sunlardir mesela:
Okul' u firsat esitligi bir yana, esitsizliklerin siddetlendigi kurum haline getirmek.
Cumhuriyetin özündeki esas dayanisma mekanizmasini; vergi, kamu maliyesi, sosyal güvenlik araciligiyla elden ele el ele verilmesini ille de "kara delik" saymak.
Kamudaki siyasi veya sivil, askeri bürokratik konumu; hayattaki ekonomik, maddi, manevi gücü; statü ve hiyerarsileri, cemiyet ve cemaatleri, "imtiyaz" ve "zümre egemenligi" kaynagi olarak idrak ile icra etmek.
Özgürlük' ün, bir seyi yapmaktan men edilmemek kadar, insanin hakki sayilan bir seyi yapabilmeye muktedirlik, o firsati, imkani bulabilmek seklindeki "pozitif" manasini kurutan liberallik, demokratlik, cumhuriyetçilik, muhafazakarlik türleri.
Yerlerine ne tür "Sadaka, iyilik, yardim, gönül" isleri koyarsaniz koyun; kamusal egitim, saglik, güvenlik, güvence, emeklilik, çocuk ve yaslilara, engellilere, en yoksullara sahip çikma, merhamet ve sefkat sistemlerini dumura ugratmak, çürütmek.
Devleti halkin karsisinda konumlandirmak.
Insanlar arasinda, din, mezhep, etnisite, milliyet gibi kimliklere göre ayrim; esitsizlik yaratmak, kardesligi yok etmek.
Kamuda, sivil ve askeri kurumlarda, özel sektörde; özgürlük, esitlik, dayanisma ilkeleri bir yana; temel haklari dahi çignemek, çalisma düzenini bir nevi kölelik, korku ve endiseyle sinme, tahakküm, boyun egme sistemi haline getirmek.
Su Anayasa'da dahi mevcut; imtiyazlara, zümre egemenliklerine karsi, firsat esitligi ve dayanisma kurumlarina, insanca yasama atif yapan maddeleri her gün çignemek ve asla hesap vermemek.
Baska insanlarin haysiyetini ezip geçmek; asagilamak, asagi görmek.
Bugün klasik "Cumhuriyete ihanet" sablonuyla suçlananlarin bir kismi, çesitli ihanet biçimleriyle iliskilendirilebilir...
Ancak, "Cumhuriyete ihanet" suçlamasinda bulunanlar yahut "Cumhuriyet elden gider" korkusu tasiyanlar, kendilerini ve durumu bir de bu "Dipsiz" zaviyeden sorgulayabilmeli.
Cumhuriyetçi olmadan nasil Cumhuriyetçi oluverdiler ki!
Cumhuriyetin zayif düsmesi diye bir sey olduysa, belki biraz da o yüzden.
Oysa Cumhuriyetin kurulus felsefesi çok baskaydi."Anayasa Hukuku" kitabindaki bazi satirlar, cumhuriyetin kurulus felsefesine iliskin olarak bugüne de isik tutuyor.
Örnegin 189. sayfada Norveç'te kadinlarin erkeklerle esit oy hakkina sahip olduklari, Ingiltere'nin de bu konuda yogun çalismalar yaptigi yazilidir.
Türkiye, bu konuda Ingiltere'den de erken davranacaktir.Gazi bu satirlarin yanini kalin çizgilerle isaretlemistir.
Ayni paragrafta su da yazilidir:
"Zorba hükümetler, ne sekilde olursa olsunlar, payidar olamaz, ayakta kalamazlar. Özgür bir ülkede ise yasalara uymak kosuluyla hükümetin buyruklarini elestirmek de kinamak da caizdir."
Gazi'nin altini çizdiklerinden biri de sudur:
"Özgürlük sinirlari ne kadar genis tutulursa, hükümet o ölçüde saglam olur."
Gazi tam da bu kitaplari okudugu dönemde, 1923'ün eylül ayinda arkadaslarini odasina çagirdi ve cebinden çikardigi bir notu okudu:
"Fransiz Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür."
Arkadaslarina "Bunu dün aksam Fransiz ihtilal tarihini gözden geçirirken not etmistim" dedi.
"Cumhuriyet sözcügünün bizde karsiligi ne olmali?" diye sordu.
Kendisi Fransizca sözlüge bakmis ve "cumhuriyet" kelimesinin "Halka ait olan sey" diye tercüme edildigini görmüstü.
O siralar yakin dostlarindan bir komisyona, anayasa degisikligi için hazirlik yaptiriyordu.
Amaç, Anayasa'nin ilk maddesine "cumhuriyet" yazdirmakti.
Ama en yakinlari bile bunu erken buluyorlardi.
O bulusmada Yunus Nadi, "Bunu en kuvvetli zamanimizda yapmaliyiz" deyince Gazi kalemini masaya vurdu ve dedi ki:
"En kuvvetli zamanimiz bugündür!"
Cumhuriyetin 84. yildönümünü, bir savas iklimi içinde, dört bir yandan kusatilmislik duygusuyla ve yurdu savunma refleksiyle bayraklar yükselterek kutlarken bir seyi unutmamaliyiz:. Despotik zorba hükümetlerin ayakta kalamayacagini görüp, hükümetin buyruklarinin da elestirilebilecegi, özgür bir ülke, namuslu yöneticiler elinde faziletli bir cumhuriyet için ataga kalktik.Hemcinslerimizle birlikte yasayacagimiz, "halka ait" bir nizam kurmaya çabaladik.
Hükümetin daha da saglam olmasi için özgürlük sinirlarini hepten genisletmeye çalistik.
Anayasa'nin girisine bütün farkliliklarimiza ragmen "bölünmez bir bütün" oldugumuzu yazdik.
Bugün bölünme korkusuyla cumhuriyetin kazanimlarindan vazgeçmek, özgürlüklerin önünü kesmek, despotizme gitmek, en basta cumhuriyete ihanettir.
Kendimize ve ulusun bir arada yasama iradesine güvenmeliyiz.
En zayif oldugumuzu sandigimiz an, belki de en kuvvetli zamanimizdir.
Yeter ki, cumhuriyetin kurucu felsefesinden ve ona yön veren ideallerden kopmayalim.
Cumhuriyet Bayrami'miz kutlu olsun
BDDK kurumsal itiraf yapiyor.
Bu hafta sonu, Bankacilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK), Finansal Piyasalar Raporu açiklandi. Raporda ilginç bilgiler var. Bunlardan birisi dünya ekonomisi ile Türkiye'nin temel göstergelerinin karsilastirildigi tablo. Bu tablo, gelecek yillarin tahminini de yapiyor.
Tablo gösteriyor ki, ülkemiz maalesef, geçmis yillarda oldugu gibi gelecek yillarda da yeterince büyüyüp, gelisemeyecek. Üstelik, bu hesaplarda ekonomimizdeki ve ülkemizdeki kirilganlik ile ekonominin disa bagimliligi hesaba katilmamis. Büyüme, sadece 2005 yilinda Gelismekte Olan Ülkeler Ortalamasi'nin (GOÜ) üzerinde. BDDK arastirmasi, AKP hükümetinin, ekonomideki basarisinin dünyadaki genel büyümeden oldukça etkilenmis oldugunu ve aslinda karsilastirmali olarak geri kalindigini çok güzel anlatiyor. Ekonominin iyi oldugu ve olacagi yolundaki söylemleri de, bu arastirma isiginda degerlendirmek lazim.
Anlasilan o ki, Türkiye GOÜ altinda bir büyüme saglamis. Isin en acikli tarafi, bu büyüme , üretimle degil,
• Dünyanin en yüksek reel faizleri verilerek,
• 110 milyar dolar sicak para alinarak,
• Elde ne var ne yoksa satilip, bunun adina da "bize iyi yabanci sermaye geliyor" denilerek, saglanmis. Insaat sektörü çikarilirsa, diger sektörlerdeki büyüme rakamlari ise, Türkiye ortalamasinin ciddi biçimde altinda.
Borç, 423.4 milyar dolar
Tablo, Merkez Bankasi'nin kendi çikardigi parayi, dünyanin en yüksek faizini verip geri aldigini gösteriyor. Bu islem Temmuz 2007'de 8.2 milyar YTL'yi geçmis. Bagimsiz denilen Merkez Bankasi hâlâ, Hazine'den alacaklarini tahsil edememis. Hazine'den 16.9 milyar YTL alacagi var.
Toplam dis borç, 226.4 milyar dolar. Buna, 197 milyar dolar olan iç borcu da eklersek, toplam 423.4 milyar dolar borç var.
Iste bu tablo, "Iyi Ekonomi!"yi gösteriyor.
|
Gayri Safi Yurtiçi Hasıla Büyümesi (yıllık % değişim)
|
| T: Tahmin P: Projeksiyon |
|
|
|
|
|
|
2005 |
2006T |
2007P |
2008P |
2009P |
| Dünya |
3.5 |
4.0 |
3.3 |
3.6 |
3.5 |
| GOÜ |
6.7 |
7.3 |
6.7 |
6.2 |
6.1 |
|
| Geçiş ekonomileri hariç GOÜ |
6.9 |
7.4 |
6.7 |
6.3 |
6.1 |
| Çin |
10.2 |
10.7 |
9.6 |
8.7 |
8.5 |
| Hindistan |
9.2 |
9.2 |
8.4 |
7.8 |
7.5 |
| Mısır |
4.6 |
6.9 |
5.3 |
5.4 |
6.0 |
| Arjantin |
9.2 |
8.5 |
7.5 |
5.6 |
3.8 |
| Türkiye |
7.4 |
6.0 |
4.5 |
5.5 |
5.4 |
| Dünya Ticaret Hacmi |
7.6 |
10.2 |
7.5 |
8.2 |
7.9 |
Simdi de, ayni arastirmadaki su rakamlara bakalim: API: Merkez Bankasi Açik Piyasa Islemleri (milyon YTL) DBS&: Devlet Iç Borçlanma Senetleri dahil, tüm borç ve alacaklar (milyonYTL)
|
|
|
2005 |
2006 |
2007 |
|
|
|
Temmuz |
| API'den Borçlar |
4.983.0 |
-1.098.4 |
8.278.0 |
| Hazine'nin Borçları(DIBS&) |
19.429.1 |
18.774.8 |
16.921.7 |
| Toplam Dış Borç(milyar$) |
168.8 |
207.4 |
226.4 |
|
Mert TOKER |
Tarih
: 29.10.2007 |
|
Tüm
Makaleler |
|
|
|
|
 |
|
|