 |
|
Demokles'in kilicinin altinda sorumluluk almak nedir?
|
Lider ile yönetici arasindaki temel farklardan birini olusturan sorumluluk alma özelligi kendini zor günlerde ortaya çikarir. Sürekli demokles kilici altinda yasadigi halde dogru bildigini yapanlar lider kategorisindedir. Yöneticiler ise verilen görevleri tamamlama ugrasinda olan kisilerdir.
Efsaneye göre Demokles Kral Dionysos'un yakin dostu oldugu için, daima kralla sohbet ederdi. Konusmalarinda çogu defa krala kralligin bahsettigi mutluluktan bahseder dururdu. Bu durumdan usanan kral, bir gün Demokles'e dönerek; Bu mutlulugu senin de tatmani arzu ediyorum! demisti. Büyük bir ziyafet hazirlatarak tacini ve tahtini bu krallik düskünü Demokles'e birakmisti. Demokles de sevinçle krallik elbiselerini ve tacini giyinip tahta oturmustu. Ziyafetin ortalarina dogru tam basinin üstünde bir seyin sallanmakta oldugunu gören Demokles, dikkatle bakinca bunun tek bir at kilina bagli keskin bir kiliç oldugunu görmüstü. Demokles bunun ne manaya geldigini düsünüp, Kral Dionysous'un böyle yapmakla, kendisine kralligin pek de öyle iç açici bir mevki olmayip, aksine insanin canini daima tehlikelere sokabilecek bir is oldugunu idrak ettirmek istedigini anlamisti.
Günümüzün Türkiye’sinde Demokles kilici ülkemize yönelik olan ekonomik santajdir.Kuvvet Komutanlarinin ardindan Genelkurmay Baskaninin Cumhuriyet degerlerine sahip çikan açiklamalarinin “piyasalari” olumsuz etkileyecegini söyleyerek, Sayin Büyükanit’in bir anlamda konusmasina mani olmaya çalismak en hafif deyimiyle bu santaja boyun egmektir.Çesitli engellemelere ragmen komutanlar ülkenin Ulusal birliginin ayristirilmak istendigini, Laik Cumhuriyet degerlerinin asindirildigini, irticanin giderek artan bir tehdit haline geldigini çok açik ve kararli bir sekilde vurguladilar.Eger bir ülkede piyasalar Cumhurbaskani ve Genelkurmay Baskaninin o ülkenin birlik ve dirligine yönelik mesajlarindan rahatsiz olacaksa, irtica ve bölücülük tehditlerine yönelik ikazlarindan rahatsiz olacaksa ve düsüse geçecekse zaten “serbest ve derinligi olan bir piyasa ekonomisi “nin olmadigi itiraf edilmistir.
Türkiye’de hakli rekabetin egemen oldugu, piyasalara giris engellerinin olmadigi, tekellesme ve yogunlasmanin bulunmadigi, arz yanlisi, ihracat agirlikli sürdürülebilir büyümeyi gerçeklestirebilen, bütün kurum ve kurallariyla isleyen seffaf bir piyasa ekonomisinin uygulanmasindan yana biri olarak Türkiye’de uygulamanin gerçek bir piyasa ekonomisi degil, daha çok sicak paraya dayali bir “kap- kaç” ekonomisi ve “ahbap – çavus” kapitalizmi oldugunu görüyoruz.
Bunun içindir ki ;
Borsamizin yaklasik 2/3’ü (%65’i) yabancilarin elindedir.
Hazine borçlanma senetlerinin büyük bir bölümü yine yabanci birkaç fon ile 3 – 4 bankaya aittir.
Ucuz döviz tarimda, sanayide ülkede kurulu üretim yapisinin çökmesine yol açiyor.
Ucuz ithal girdisi, ucuz ithal ara mali, ucuz ithal mamul esya karsisinda yerli üreticinin iç piyasa için üretim yapma, ihracati artirma sansi kalmiyor.
2003-2005 yillari arasinda imalat sanayiinde toplam maliyetin yüzde 62.3'ünü ithal girdiler olusturuyor. Toplam arzin yüzde 21.4'ünü ithal mali teskil ediyor.
Ayni zamanda açik anlatimiyla ekonomi ucuz ithalat nedeniyle (1) Üretim yapamiyor. (2) Üretimi sürdürenler giderek daha fazla ithalata baglaniyor. (Üretim degerinin yüzde 60'i ithalata bagli hale geldi.)
Ekonomi demek üretim demektir. Saglikli üretim insanlara is ve as saglar. Gelir saglar. Ihracat artisina dayali saglam döviz geliri saglar. Döviz üretim yerine borçlanarak getirilir, ucuz ucuz satilirsa ve de borçlar varlik satisiyla ödenmeye kalkilirsa, ülke de yukarida anlatilan duruma düser. Mert TOKER |
Tarih
: 08.10.2006 |
|
Tüm
Makaleler |
|
|
|
|
 |
|
|