 |
|
AB Bozgunu
|
AB sözlerini tutmadi.Benim açimdan sürpriz olmadi.Türkiye'deki tekelci görsel ve yazili basin konuya ya az degindi ya da görmezlikten geldi. Oysa Roma'nin görkemli binalarindan Campidoglio Sarayi'nda Ekim 2004'te Avrupa Anayasasi'nin metnine imza koyanlar arasinda Basbakan Erdogan ile Disisleri Bakani Gül de vardi.
Lizbon'da persembe günü imzalanan ve AB'nin gelecegini belirleyen antlasma için yapilan törenindeyse Türkiye'den eser yoktu. AB projesi açisindan kaybettigimiz zemini ortaya koyan bundan daha çarpici bir gösterge olamaz.Basbakan Erdogan AB'deki bu son gelismeler konusunda herhangi bir endise tasimadigini söyleyerek, "kervanin her seye ragmen yürüdügünü" belirten sözler sarf ediyor. Teknik anlamda da dogru bu.
Ancak, genel görüntüye baktiginizda, Türk-AB iliskilerinin kademeli olarak bir kopusa dogru gittigini görüyoruz. Türkiye'nin su anda "tam üyelik" kulvarindan çikarilip yavas yavas "özel iliski" kulvarina itildigini inkâr etmek mümkün degil.
Fransa'nin bu açidan sinsi oldugu kadar akilli bir strateji izledigi de ortada. Cumhurbaskani Sarkozy planli ve programli bir sekilde Avrupa için çok önceden belirledigi vizyonu kademeli olarak devreye sokuyor. Bunu yaparken, Avrupa'da iddia edildigi kadar yalniz kalmadigini da gösteriyor.
Türkiye'deyse, o kadar içe döndük ki, Lizbon zirvesinin önemini bile anlayamadik. Bu kadar kritik bir zirve öncesinde "Basmüzakereci ve Disisleri Bakanimiz niçin Brüksel ve Strasbourg'da koridorlari asindirmiyor?" diye sormayi düsünemedik.
Özetle, tam üyelikle baglantili olmayan bölümlerin müzakereye açilmasina isaret ederek, "Kervan gene de yürüyor" diye isin içinden siyirmaya çalismasina ragmen, hükümetin dinamik bir AB politikasi izledigini söylemek zor.
Ancak gelismeler AB konusunda ciddi bir yol ayrimina yaklastigimizi gösteriyor. Nedeni de malum. AB aldi basini yürüyor. Bu yüzden, Avrupa'nin nereye gittigini ve alacagi seklin bize uyup uymayacagini çok genis katilimli bir "ulusal forum" çerçevesinde tartismamiz gerekiyor.
En kritik sorular
Bunu yaparken de bizce sorulmasi gereken en kritik sorularin basinda sunlar geliyor:
1- AB perspektifi olmadan ekonomik kalkinma ve gelisme sürecimizi ayni hizda sürdürebilir miyiz?
2- AB perspektifi olmadan laik düzenimizi uzun vadede koruyabilir miyiz?
3- AB perspektifi olmadan demokrasimizi ve insan haklarimizi gelistirmeye devam edebilir miyiz?
4- AB perspektifi olmadan Bati sistemine bugünkü gibi dahil olmaya devam edebilir miyiz?
Bu sorulara çok farkli yanitlar verilebilir. Bize göre Türkiye, AB perspektifi olmadan, çagdas degerler ve saglam bir ekonomiye dayanarak gelismesini ayni hizda sürdürmekte zorlanir. Bu arada, hem laik düzeni hem de demokrasisi büyük tehditlerle bas basa kalir.
Kisacasi, "Bizi bölecekler, parçalayacaklar" diye sik sik dile getirilen vehimlere ragmen, AB perspektifinin Türkiye açisindan ekonomik olarak hayati bir önem tasidigina inaniyorum.Ancak Türk milliyetçiliginin içinde oldugu ve diger büyük uluslarla esit haklara sahip bir AB'nin Türkiye açisindan hayati önemi vardir.Dislanan Türkiye konuya ekonomik olarak yaklasmak zorunda kalir.Bu konuda çok farkli görüsleri olanlar mutlaka vardir. O görüsler de neyse bunlari samimi ve inandirici bir sekilde ortaya koymaliyiz. Bu tartismalar sayesinde Türkiye için uygulanabilir bir sosyoekonomik kalkinma stratejisi olusturamazsak, sadece AB cephesinde degil, birçok cephede zemin kaybina ugrayacagimiz kesin. Mert TOKER |
Tarih
: 17.12.2007 |
|
Tüm
Makaleler |
|
|
|
|
 |
|
|